Düşünce ve Davranışları Okumak

Diğer insanlarla iletişim kurarken bazen karşımızdaki kişinin düşüncelerini, davranışlarını okuruz. Nasıl mı? Karşımızdaki kişinin davranışlarını, mimiklerini izleriz ve gözlemleriz. Sonucunda da tüm bunlara anlamlar yükleriz. Yaptığımız karşımızdaki kişinin davranışlarından, mimiklerinden yola çıkarak duygu ve düşüncelerine yönelik çıkarımlarda bulunmaktır. Bunu yapmaya başlamamız çok eskilere, çocukluğumuza kadar dayanır. Geçmişimizde yaşadığımız olaylar, geçmiş deneyimlerimizin tümü bu sürecin ortaya çıkışında etkilidir. İşte iletişim kurma sürecimizin başlangıcı tüm bu yaşantılarımızdan öğrendiklerimizle şekillenir. Ardından yaşantılarımız davranışlara anlam yüklerken kullandığımız şemalarımıza, inançlarımıza, varsayımlarımıza dönüşür. Bu tür inançlarımız ve varsayımlarımızla iletişim kurduğumuz kişinin davranışlarından duygu ve düşüncelerini yorumlarız. Yaptığımız yorumlara göre davranışlarımızı şekillendirir ve tepkide bulunuruz.

İnsanlar bir kere davranışları olumsuz algılamaya ve değerlendirmeye yöneldiğinde karşısındakinin duygu ve düşüncelerinin hep olumsuz mesajlarla dolu olduğunu düşünmeye meyillidir. Gün geçtikçe bu durumu genelleyip artık eskiden olumlu olarak değerlendirdiği davranışların bile altında olumsuz duygu ve düşüncelerin olduğuna inanır. İşte tüm bu durum bir kısır döngüye dönüşür ve kişiyi ilişkilerinde gittikçe daha öfkeli ya da çekingen, suskun bir kişiye dönüştürür. Bu durum zamanla kişinin ilişkilerinde problemler yaşamasına neden olur ve tüm bu problemler katlanılmaz bir hal alabilir.

Mesajın kaynağı olan kişinin davranışlarının ardındaki duygu ve düşünceleri değerlendirirken çok kısa zamanda bu değerlendirmeleri yaparız ve değerlendirmelerimizin de gerçek olduğuna inanırız ve ona göre de bir davranışta bulunuruz. İşte yaşadığımız problemleri çözmemizin yolu karşımızdaki kişinin davranışlarını okurken üzerine durup düşünmektir. Çünkü bizim yorumumuz mesajın kaynağının duygu ve düşüncelerini gerçekçi bir şekilde yansıtmayabilir. Eğer kişi depresyon ya da kaygı bozukluğu problemi yaşıyorsa olumsuza odaklanma daha da fazladır. Elbette bunun tam tersi de söz konusu olabilir. Ama iletişim kurarken yaşantılarımız yoluyla öğrenmiş olduğumuz inançlarımızın, varsayımlarımızın körü körüne takipçisi olmak yerine yeni, daha gerçekçi ve işlevsel davranış değerlendirmesinde bulunarak sağlıklı iletişim becerileri kazanabiliriz.

Uzman Klinik Psikolog Şeyda Sofuoğlu

No comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir