BAĞIMLILIK

Günümüzün en büyük sorunlarından biri bağımlılıktır. Öyle ki sizlerde sokakta yürürken, durakta otobüs beklerken kaldırımda,
yolun ortasında

ya da bankta bağımlılığı olan bir kişiyi kendinden geçmiş şekilde görmüşsünüzdür. Ya da haberlerde bağımlılığı olan kişiler hakkında hikayelere ya da görüntülere tanıklık etmişsinizdir.

Bağımlılık, zararlı etkilerinin farkında olunmasına rağmen maddenin ya da alkolün kullanımının sonlandırılamamasıdır. İki tür bağımlılıktan söz edebiliriz. Bunlardan biri fizyolojik bağımlılık, diğeri ise psikolojik bağımlılıktır. Fizyolojik bağımlılık, kişinin madde ya da alkol kullanmadığında fiziksel semptomlar yaşamasıdır. Bu semptomlar arasında titreme, terleme, mide bulantısı, üşüme, uyku problemleri sayılabilir. Psikolojik bağımlılık ise; kişinin madde ya da alkol kullanma isteğinin aşırı boyutlara ulaşması, maddesiz ya da alkolsüz yapamayacağını düşünmesi, madde ya da alkol kullanmadığı durumda sinirlilik, gerginlik, huzursuzluk, mutsuzluk gibi semptomlar yaşamasıdır.

Bağımlılık sürecinde önemli etkenlerden biri erken dönem anne-çocuk ilişkisidir. Çocuk, anneyle ilişkisinde duygularını anlamayı, anlamlandırmayı ve duygularıyla baş etmeyi sağlayacak becerileri edinir. Çocuğun yansıttığı olumsuz duygular karşısında çöken, yıkılan anne çocuğuna duyguların başa çıkılabilir ve yönetilebilir olduğu deneyimini yaşatamaz. Anne, çocuğunu sakinleştirmede, yatıştırmada başarısız kaldığında çocuk yoğun olumsuz duygularıyla baş başa kalır. Sonuçta çocuk tüm bu olumsuz duygularla baş etmek için kendi kendini rahatlatacak yollar aramaya yönelir. Küçük bir çocuk için bu yol parmak emme olabilir. Ama en nihayetinde kendi kendini yatıştırma deneyimi yetişkinlikte madde ya da alkol bağımlılığına dönüşebilir.

Bağımlılığı olan bireyler maddeyi ya da alkolü genellikle duygu düzenleme aracı olarak kullanırlar. Bir başka deyişle, kişiler olumsuz duygularıyla baş etme güçlüğü yaşadıklarında madde ya da alkol kullanarak duygularını düzenlemeye çalışırlar. Bu kişiler yaşadıkları sıkıntı, üzüntü, acı, keder, hayal kırıklığı gibi olumsuz duyguların madde ya da alkol sayesinde azaldığını ya da bu duyguları kontrol edebildiklerini düşündüklerinde bağımlılık daha da süreğenleşir. Olumsuz duyguların yoğunluğunu hafifletmeye ek olarak duygularını ifade etmede, duygularının farkında olmada güçlük yaşayan kişiler de alkol ya da maddeyi bir sığınak olarak görebilirler. Kısaca ruhsallıkları, içsel süreçleri duygularıyla baş etmede yetersiz kalan kişilerin madde ya da alkol kullanımına yönelmesi bu şekilde açıklanabilir.

   Tüm bunlara rağmen uzun süreli alkol ve madde kullanımı kişinin aile, iş, sosyal yaşamında hem ilişkilerle ilgili sorunlar yaşamasına neden olur hem de işlevselliğini bozar. Sonuçta madde ya da alkol kullanımının sorunlarına uzun süreli çözüm olmadığına dair düşüncelerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla, kişilerin zihninde bağımlılıklarıyla ilgili ikircikli düşünceler baş gösterir. Bu durum da genellikle kişileri profesyonel yardım arayışına yönlendirir.

Uzman Klinik Psikolog Şeyda Sofuoğlu  

No comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir